Akupunktur Nedir

PDF Yazdır E-Posta
Makale içeriği

Akupunktur Nedir

Sayfa 2

Akupunktur organlar ve vücut yüzeyi arasında sinir­sel bir bağlantı olduğu ilkesi üzerine kurulmuş bir terapi­dir. Eğer bir organda hastalık ortaya çıkarsa hassas aku-punKtup noktalarının deride veya derinin hemen altında belirdiğine inanılır.

 

ImageIzdırabı olan bazen bu hassas bölge­leri hisseder veya kendisi bulur ya da ancak deneyimli bir pratisyen o nokta üzerine bastırınca farkeder. Aku-punkturcular, tedavi şekli ne olursa olsun (klasik, home-opatik veya akupunktur) hassas noktaların tedavi sonucu yok olduğunu ileri sürmektedirler. Akupunktur, akupunk­tur noktalan denilen bu noktaların genellikle ince iğneler­le uyarılıp aktivitesinin değiştirilmesini ve bunun da vücu­dun diğer bölümlerini etkilemesini içerir.

Arkaplan

Akupunktur kökü taş devrine dek uzanan eski bir Çin sanatıdır. Denilir ki M.Ö. 3000'lerde Çinliler savaşta mızrakla yaralanan bazı askerlerin yıllardan beri muzda-. rip oldukları hastalıklardan kurtulduklarını gözlemlemiş­lerdi. Bunun doğru mu yalnış mı olduğu bilinemez ama bu Çinlileri, deriye özel noktalardan girilmesiyle hastalıkları iyileştiren bir tıp sistemini geliştirmeye yöneltmiştir.

Kelime olarak akupunktur bir iğneyle (acus) delme


(punctura) demektir. Fakat iğneler elzem aletler de­ğildir, antikitede- ufak kaya parçacıkları kullanılmıştır. Kırsal kesimde yaşayan Afrikalıların vücudun özel bölge­lerini çizmeye dayanan tedavileri olduğu söylenir; bazı es-kimolar keskin taşlan kullanmışlardır; ve Brezilya'da yaba­ni bir yamyam kabilesi bir kamışla akupunktur noktaları­na ince okçuklar liflemektedir.

Demir çağında demirden iğneler kullanılmıştı, fakat bundan daha önceleri ~de çubukçuklar ve bitkL dikenleri bu yeni tür tıbbın aletleriydi. M.Ö. 2900'larda iğnelerde kul­lanılan değişik metallerin farklı etkilerinin olduğu düşü­nülüyordu. Bugün bunun böyle olmadığı bilinmektedir. Kullanılan iğnenin cinsi, iğnenin kullanılma yöntemiyle karşılaştırıldığında önemsiz kalmaktadır- Günümüzde aku­punkturda kullanılan iğneler kolayca sterilize edilebilen, paslanmaz çelikten yapılmaktadır.

Akupunktur insanlık kadar eski bir tıp sistemi olsa da, onu ilk defa Çinliler sistematize etmişler" ve M.Ö. 200'lerde bu konuda ilk kitabı yazmışlardır. Hungdi Neiging Suwen (San İmparator'un. İç Hastalıkları Klasiği) hâlâ yaygın olarak kullanılmakta ve günümüzde de yazıldığı zaman­da olduğu gibi uygulanabilir bir çok tıbbi gerçekleri içer­mektedir.

Akupunktur dünyaya o zamandan bu yana yayılmış­tır, ama halâ, tıp öğrencilerinin ister Batı tıbbini, isterse geleneksel Çin tıbbini aynı üniversite çatısı-altında öğren­dikleri Çin ve Uzak Doğu'da en çok uygulanmaktadır.

Çin'de bazı hastanelerde her iki disiplinden doktorlar beraber çalışmaktadırlar. Batı tıbbı eğitimi görmüş bir ope­ratör akupunkturla uyuşturulmuş bir hastayı ameliyat ederken geleneksel doktorlar da ameliyat sonrası zatür-releri, idrar birikmelerini önlemektedir. Çok nadiren bir doktor her iki tıbbi formu birlikte uygulamaktadır. İşin ironik yanı şu ki, Çinliler, muhtemelen gereken değeri ver­meme noktasına dek akupunkturu kanıksamışken, tam bu esnada bizler Batı'da akupunkturun potensiyelinin far­kına varmaktayız. Çinliler, teknolojik Batı tıbbının, diğer


Batı teknolojileri gibi problemlerine bir çözüm olacağı zan-nındadırlar.

Bugün, bir çok ülkede tıbbın hayli kenarında yer al­dıkları düşünülse de Batı'da yüzlerce akupuııkturcu mev­cuttur.

Akupunktur Nedir?

Akupunktur her hastalıkta, ister fiziksel isterse aklî olsun, vücudun bazı bölgelerinde hassas noktalar bulun­duğu ve bunların hastalığın iyileştirilmesiyle ortadan kay­bolduğu prensibi üzerine kurulmuştur. Bunlara akupunk­tur noktası adı verilir. Hastalar bazen durup dururken nok­taların hassasiyetinden şikayet etmekte, bazen de ancak basınç uygulandığında hassaslaştığmı belirtmektedirler. Di­ğer zamanlarda, bu noktalar ancak usta akupunktur pra-tisyenlerince, zorlukla bulunabilmektedir.

Akupunktur noktası bir düğümcük ' (daha çok fibro-zitte bulunanlar gibi), kasılmış bir kas parçası, veya sade­ce şişmiş ya da soluklaşmış hassas bir deri sahası olabi­lir.

Çinliler, bazıları Ortodoks tıb tarafından bilinse de ay­nı isimle anılmayan 1000 kadar akupunktur noktası tarif etmektedirler. Doktorlarca iyi bilinir ki bir organda mey­dana gelen hastalık, o organdan hayli uzak bir alanda ağ­rı, hassasiyet, hatta deri değişikliğine yol açabilir. Örneğin diyaframdaki bir aksaklık omuzbaşında ağrıya sebep ola­bilir. Bunun sebebi her iki alanı besleyen sinirlerin kısmen birleşip, beyni, bir noktadan gelen ağrı sinyali sanki öbü­ründen geliyormuş gibi yanıltmasıdır.

Batı tıbbıyla akupunktur arasındaki fark, Ortodoks tıb­bın iç hastalıkların bu yüzeysel işaretlerini yalnızca teş­histe kullanmasına karşılık, akupunkturcuların aynı za­manda tedavi için bunlardan faydalanmasındadır.

Çinliler akupunktur noktalarının büyük bir kısmını oniki ana grupta sınıflandırmışlardır. Oniki gruptan her birine ait olan noktalar vücut yüzeyinde meridyen denen hayali bir çizgiyle birleştirilmektedir. Oniki ana meridyen,


Ondört meridyen

akciğer, kalın bağırsak, mide, dalak, kalp, ince bağırsak, idrar torbası, böbrek, perikard, 'üç ısıtıcı', safra kesesi ve karaciğeri kontrol eder. Meridyenler boyunca bütün akupunktur noktaları adı geçen organı etkilerler, fakat bu aynı şekilde olmayabilir. Bir meridyen boyunca dizili aku­punktur noktalarının sayısı değişebilir ama, örneğin vücu­dun her iki yanında, kalbin 9 ve idrar torbasının 67 nok­tası mevcuttur. Ayrıca merkezî konuma sahip, biri önde 'biri arkada iki meridyen daha vardır.

Aslında meridyenler bu kadar basit değildir. Çünkü uzantıları doğrultusundaki uyarımlar yalnızca adı geçen organları* fakat aynı zamanda embriyolojik olarak, beraber geliştikleri organları da etkiler. Ana meridyenlerin has­talanan organa yakın bölgeleri de besleyen kolları vardır.

Çinlilere göre bu meridyenler bizlerin vücudunun bü­tünleşmiş parçalarıdır. Bizler, Batı'da tesisatçılıkta gerçekten. çok iyiyiz• ama birçok başka şeyde maalesef yetersiz du­rumdayız. Çinliler vücudun- yaşam kuvvetlerini (Chi) ve meridyenleri nasıl dolaştığını tarif ediyorlar ve bütün hastalıkları bu yaşam kuvvetlerinin dolaşımındaki aksak­lık olarak'yorumluyorlar. Maalesef, bu tür bir kavramın Batılı kalın kafalı bilim adamlarınca kavranması pek ko­lay değildir çünkü akupunkturda fiziksel ve metafizik olan arasındaki fark belirsizleşmektedir.

Akupunkturun etki mekanizması üzerine, göreceğimiz gibi, bilimsel açıklamalar artmaktadır. Fakat biz Batılılar


bunu kabulde hâlâ isteksiziz. Bunun bir çok nedeni vardır_ Birincisi Eski Çinlilerin-bize öğretebilecekleri herhangi bir şey olabileceğine inanamıyoruz, ikincisi, bilimsel olarak ne­den'tedavi ettiğini bilemiyoruz ve üçüncüsü akupunktur-cular nasılını ortaya koyamadan yalnızca işe yaradığını açıklamakla iktifa ediyorlar.

Kesin yanıtlara hâlâ sahip değilsek de çağdaş ağrı araş­tırmaları akupunkturun nasıl tedavi ettiği problemine ye­ni ışıklar tutuyor. Birçok ağrı ve akupunktur uzmanı, ör­neğin akupunktur meridyenlerinin en fazla haritalardaki coğrafî paralel ve meridyenler kadar gerçek olduğunu id­dia ediyorlar. Bununla birlikte bir çoğu akupunktur nok­talarının varlığını kabul ediyor. Dünyanın seçkin ağrı araş­tırmacılarından-Profesör Ronald Melzack'm Ağrı adlı tıp dergisinde dediği gibi: «bazı noktalardaki basınç özel ağ­rı şekilleriyle ilişkilidir. Kısacası, bu noktaların iğneyle yoğun tahriki bazen uzun süreli ağrı kesilmelerini sağ­lamaktadır.»

Tam olarak nasıl çalıştığını bilemiyoruz, ama ABD'de-ki heyecan verici deney gösterdi ki beyin,- akupunktur so­nucu ağrı kesici endorfinler üretmektedir.. Eroin bağımlı­larının omurilik sıvısında normalden daha az sndorfin bu­lunmaktadır, bu da akupunkturxm bağımlıların tedavisin­de nasıl etkili olduğuna dair bir ipucu verebilir. İngiltere, Amerika ve Hong Kong'ta bir çok pratisyen, kulak meme­sine sokulan bir iğneyle elde edilen devamlı bir uyarının uyuşturucu bağımlılarının tedavisinde etkili olduğunu iler i sürmektedirler. Başka bir ilgi çekici bulgu da, bir anti-narkotik olan naloxon'ün morfin, eroin ve benzeri uyuş­turucuların etkilerini tersine çevirmekle kalmayıp aynı zamanda akupunkturun ağrı kesici etkisini de engelliyor olmasıdır —bu da akupunkturun ve insanoğlu tarafından bilinen en kuvvetli ağrı kesicilerin aynı beyin alıcılarına etki ettiklerini göstermektedir. Fakat plasebo tabletleri kul­lanan kişilerin büyük bir bölümünde aynı şekilde endorfin üreterek karşılık vermesi cevabın göründüğü kadar basit olmadığını göstermektedir. (Plasebo = doktorlar tarafın­dan ilaç diye verilen, fakat aslında ilaç olmayıp, psikolojik olarak iyileşme sağlayan haplar).

Mâalesef değerli gözüken bu endorfin teorisi bir darbe­yi de akupunkturun ağrıyı anında kesmesini gözlemlediği­mizde yemektedir. Bu etkiyi beyinde endorfin üretilmesi­nin etkisi olarak kabul etmek, araştırmaların endorfin mik­tarının iğneden ancak yirmi dakika sonra yeterli düzeye -çıktığı sonucunu vermesinden sonra zorlaşmaktadır. O halde, bundan, bilinmeyen başka bir mekanizmanın sorum­lu olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Dünyanın en seçkin ağrı araştırmacılarından Ronald Melzack ve Patrick Wall'-un 1965 yılında açıkladıkları bir teori soruna bazı ceyap-lar getirebilmektedir. Önerdikleri, omuriliğin her seviye­sinde bir tür geçidin mevcut olabileceğiydi. Bu geçit öyle bir şekilde çalışmaktadır ki kapalı olduğunda beyne ağrı sinyalinin ulaşmasını engellemektedir. .Bu teori oldukça karmaşık bir yapısı olmasına, bildiklerimiz arttıkça her an çeşitli değişikliklere uğramasına rağmen kaba hatlarıy­la şöyledir: Omurilikteki geçit, biri açmaya, diğeri kapa­maya çalışan iki türlü uyarıyla devamlı bombardıman edil­mektedir. Denge, normalde kapatmaya çalışanların lehinde olduğundan çoğu zaman ağrı hissetmeyiz. Geçidin yukar­dan (akli veya psikolojik faktörler) veya dışardan (ağrı ve­rici uyarı) gelen bir etki sonucu açılması ya da kapanması sağlanabilir. Bunların her ikisi de geçitin ne kadar açılaca­ğını kontrol için birbiriyle bağlantılı olarak hareket eder­ler. Geçit yukarıdan kapatılabilir, böylece kişi acı vermesi beklenen şekilde uyarılsa bile acıyı, hissetmez (.bu hip­nozun ağrıyı nasıl bloke ettiğini açıklayabilir) ve bazen de geçit yukardan açılıp, gerçekte oturmasına rağmen acı hissedilebilir (buna psikojenik acı veya ağrı denir).

Akupunktur geçiti kapama veya ağrıyı engelleme yol­larını uyararak omurilikteki geçitleri kapatabilir, bu ise akupunkturun neden hemen gözlemlenebilir sonuçlan ve geç etkileri olduğunu açıklar görünmektedir. İlk adı ge­çen etkiler muhtemelen sinir yolaklanyla (anatomik ola­rak bildiğimiz manada değil de anatomik gerçekliği olan, fakat vücudun elektrik alanlarındaki değişimle sonucu kı­sa süreli olarak ortaya çıkan, enerji ileten yollarla) ve di­ğerleri ise beyindeki endorfin gibi kimyasal aracılarla ile­tilir.

Akupunkturun nasıl etkili olduğunu açıklamanın ne kadar zor olduğunu gördükten sonra şimdi de nasıl yapıl­dığını görelim.


Nasıl Uygulanır?

Akupunkturda sadece bir tek hüner gerekir: İstenilen sonucu elde etmek için deriyi nereden uyaracağını bilmek.

Genellikle, akupunktur noktaları bir iğne yardımıyla uyarılır ama başka metodlar da yaygın olarak uygulan­maktadır. Moksibüsyon, noktaların yakılmış moksa otu ile (Artemisia Japonica) uyarılmasını içerir. Shiatsu par­mak ucuyla uyarır. Gerçek akupunkturcular, masaj, elekt­riksel uyan, mekanik vibratör, sıcaklık ve manyetik salı-mmlannı da içeren birçok değişik uyarıyı kullanırlar. Bir çok aJcupunkturcu en iyi sonuçların iğne uyarısıyla elde edildiğini ileri sürmektedirler.

İğneler genel olarak gümüş alışmalarından veya pas­lanmaz çelikten imal edilmektedir. Eu, iğneleri sağlam ve sterilize edilebilir kılmakta, üstelik sivriliklerini muhafaza edebilmelerini de kolaylaştırmaktadır. Geleneksel Çin kay­naklan elli kadar değişik iğne batırma yolunu tarif etmek­te ise de genel olarak, iğne doğru yere yerleştirildiğinde uyannın etkinliğini şu altı önemli şey sağlamaktadır:

İğnenin;

1 — Açtığı delik,
2 — Hareket etme miktarı,
3 — Girdiği derinlik,
4 — Sivriliği,
5 -— Yerleştirildiği yerde kalma süresi ve,
6 — Tedavinin tekrarlanma sayisı.

İlgili akupunktur noktası bir kez tespit edildiğinde iğ­ne veya iğneler batınlıp, bir kaç saniyeden bir kaç dakika­ya değişen sürelerle yerinde bırakılır. Bazı pratisyenler akupunktur noktasını daha çok uyarabilmek için iğneyi parmak uçlarının arasında döndürürken diğerleri de sade­ce yerleştirip çıkarmaktadırlar. İğnelerin elektrikle uya­rıldığında daha iyi sonuç elde edildiği ileri sürülmüşse de bu konu tartışmaya açıktır.

Akupunktur tedavisi gören hasta genellikle acı duy­mamaktadır. Şu veya bu şekilde iğnelerin batınlması dü-


şüncesiyle dehşete düşürülen halk ise doğal olarak korku duymaktadır. Akupunkturcuların çoğu acı vermeden, çok ince ve sivri iğneler batırmaktadırlar. Daha büyük bir uyarı daha iyi sonuç demek olmadığından akupunkturlar­da ağrı verici olmanın daha fazla faydası yoktur. Tedavi­ler genel olarak kronik hastalıklar için haftada bir veya iki kere, akut olanlar için ise genelde daha fazla sayıda ger­çekleştirilmektedir.

Bazıları saniyeler ve diğerleri de bir kaç gün zarfında rahatlama hissetmektedirler. Bazı hastalar bir iyileşme­nin sağlanabilmesi için dört ya da beş tedaviye ihtiyaç du­yarken bir kısmı da bir tek tedaviden sonra hafiflik veya yükten kurtulma hissetmekte ve bir takımı da büyük bir rahatlama duymaktadırlar. Bazen, eğer hasta öncedon uya-rılmadıysa, alarm verici bir karşıt reaksiyon iyileşme baş­lamadan önce görülmektedir. Hastaların .% 20'sinde ve ba­zı hastalık süreçlerinde ise hiçbir sonuç alınamamaktadır.

Hangi hastalıklar en iyi cevabı vermektedir?



  No Comments.

Discuss...

Abone olunuz






Şifremi unuttum !
Siz de bize katılır mısınız ? Kayıt Olun

Who's Online